Öne çıkan

Aile şirketlerinin kaçınılmaz dönüşümü


“Aile şirketleri” pazar araştırmasına veya veri analitiğine dayanarak değil, içgüdü ile “gözü karartarak”  kurulur. 
Kısa zamanda kardeş sayisi kadar iş koluna girilir. Geleneksel ve yöresel iş yapanlar ve bununla yetinenler uzun ömürlü olur.
Teknoloji, insan, sermaye, borçlanma, marka, itibar ve yönetim becerisi gerektiren işlere girenlerin çoğu başarılı olamaz.
Başaranların bir kismi “reddedemeyecekleri bir teklif” aldıkları için bir kısmı da sonraki nesillere problem değil sermaye bırakmak için işlerini satarlar. 
Çıkma fırsatı bulamayanlar, çıkmayı reddedenler, çıkarsa ne iş yapacağini bilemeyenler mücadeleye devam eder. 
Profesyonel bir yönetim ekibi ve kurumsal yönetim düzeni oluşturamayan ve ortamı gelecek nesillere hazırlayamayanlar da yok olur

…..

Neden 3. nesilden öteye geçmek zor?

Dünya büyür, değişir, karmaşıklaşır.
Teknoloji, globalleşme, göçler, nüfusun yaşlanması, çevre, iklim sorunları, pandemi, savaş…
Kurucular yaşlanır, girişimci vizyonu söner.
İşler büyür, karmaşıklaşır. Riskler artar.
İşler büyümez, yaşlanır. Pasta ufalır. 
Aile büyür, değişir, karmaşıklaşır. Daha iyi eğitim almış, daha donanımlı, teknoloji ile barışık, kariyer, aile ve yaşam hedefleri açısından farklı düşünen, farklı ülkelerden, farklı ırklardan, farklı dinlerden gelenlerle yeni bir Aile. 
Hissedar sayısı arttıkça ve gençleştikçe farklı dinamikler oluşur.
İlk evrede kurucunun çocukları “kardeşler koalisyonu” kurar. Bir çok şey kendiliğinden çözülür, fazla düşünülmez. 
Aile dışından kurucular varsa, birden fazla “kardeşler koalisyonun” birlikteliği doğar ve sıkıntılar henüz üçüncü nesile geçmeden bu evrede bile hissedilir.
Sonra üçüncü nesile, “kuzenler koalisyonuna” sıra gelir. Bölünme, parçalanma esasen bu evrede olur.

…..

Birinci nesil için çok mu geç?

Şirketlerin nesiller boyu yaşayamamasının nedenlerinden birisi de kurucu neslin gelen yeni nesillere devir konusunu ciddiye almamaları oluyor. 
Şirketlere aktif yönetim kurulları kurabilir. Dışarıdan, en az 2-3 kat büyük işleri yönetmiş insanları yönetime eşit sayıda alır. 
Borsada halka açılıp, hem aileye likidite verebilir hem de sürdürülebilir bir yapı kurabilir.
Aile Ofisini kurabilir, Aile içi destek ve dayanışmayı artırabilir.
Aile Meclisini çalıştırır, Aile içi iletişimi artırır.
Yönetimi profesyonellere devredebilir. Onlara, hisse opsiyonları verebilir.
Yatırım portföyünü çevik yönetime geçirebilir, büyümeyen, getirisi düşen bugün olsa girmeyeceği işlerden çıkıp, yüksek getiri potansiyeli olan işlere girebilir. 
Yalnız başına hiç bir işe girmez ortaklarla girer. Ortak bulamadığı işlere girmeyebilir. 
“Daha az kontrol daha çok işbirliği” fikrini benimseyebilir. Start-up fonları, melek yatırımcı ağları, private equity fonlarına yakın durur, beraber hareket etme fırsatları kollar. 
İşlerinde ve yatırımlarında çağın duyarlılıklarına kulak verir.

….

3 nesilde dağılmamak içim çözüm ne olabilir?

Aile Şirketlerinin nesil geçişinde dağılmaması için önerdiğim “Sihirli Çözüm”.

Re-Partnering. Yeniden, Sıfırdan Ortaklık.

Merak eden bir zahmet seyredecek artık.

Aile şirketleri hakkında yazdıkça arı kovanına çomak sokmuşum meğerse. Gelen sorular çok. Bazıları genel bazıları özel. Bazılarına “isviçreli bilim adamları bu sorunu çözeli çok oldu siz duymadınız herhalde” diyesim geliyor. Mesela “oğlumu şirketimize doğrudan yönetim kurulu üyesi olarak mı getireyim, yoksa direktör pozisyonunda mı başlasın?” sorusu buna örnek.

Oğlunuz/kızınız sizin işte çalışmak istiyor mu? Artık çoğu istemiyor, kendi işini kurmak, kendi hayatını kurmak, başka yerlere gitmek istiyor. Emin misiniz bundan?

İstiyorsa eğer önce dışarıda bir yerde 2-3 sene çalışsın, deneyim kazansın ve orada bir ilerleme kaydetsin, terfi etsin vs. (Patronun çocuğu başka patronun yanında çalışamıyor. Sektör problemleri dolayısı ile çoğu yurt dışını veya banka vb nötr kurumları tercih ediyor.)

Sonra şirketinize yönetici seçimlerinde stratejik rehberlik sağlayan bir bağımsız iş danışmanı, kendisinin şirketinizde üst düzey bir role gelebileceğine dair bir görüş versin. 

En sonda de yönetim kurulunuz ile, aile meclisinizle bu bağımsız görüşü değerlendirin. Derler ya, “kuzguna yavrusu şahin gözükür” diye. Belki de şirketiniz için doğru kişi değildir, belki de bu süreçte şirketinizin kendisi için doğru bir yer olmadığını anlar. 

Öne çıkan

Soru kolay, cevabı zor.


2022’de 8 farklı şirket patronu ve ailelerinden işe ilgi duyan yeni nesil ile ayrı ayrı bir dizi toplantı yapma fırsatım oldu.

Patronlar genelde yüksek enflasyon, durgunluk ve seçim döneminde alınabilecek karar alternatiflerini sorguladılar. İlginç sorular daha ziyade yeni nesilden geldi.

Bu tür ufuk turu toplantılarında yüzeyin altındaki konuları deşmek için patronlara bir çok soru sorarım. Klasik ve en sevilmeyen sorularımdan biri “3 sene sonra şirketinizin cenazesini kaldırıyor olsak, bu neden olmuş olabilir? “ dir. Bu soruya herkes katılımda bulunduktan sonra beni davet eden patronun kızlarından biri şu soruyu sordu.

“Peki sizce şirketimiz bir gün batarsa neden batacak?”

Cevabımı paylaşmak isterim. Belki işinize yarar. (Daha önce blog’da da yazmıştım hatırlayanlar için tekrar olacak kusura bakmayın.)

“Şirketler aniden, kimse ne olduğunu anlamadan değil, göz göre göre batıyorlar.

Borç sarmalına girdikleri için batmıyorlar, işlerini iyi yapmadıkları için borç sarmalına giriyorlar ve onun dayanılmaz ağırlığı ile batıyorlar.

Müşteriyi unuttukları için batıyorlar.
Sürdürülebilir yapılar kurmadıkları, kanı tazelemedikleri, süreçleri sürekli yeniden, sıfırdan tasarlamadıkları için batıyorlar.
Cesaretlerini, dürüstlüklerini ve sorumluluk duygularını yitirdikleri için, eleştiriye, yeniliğe, değişime açık olmadıkları için batıyorlar.”

….

Bu tür ortamlarda en sevilen sorum şudur:

“3 sene sonra burada şirket merkezimizde büyük bir kutlama yapıyor olsak, hangi nedenle toplanmış, neyi kutluyor olabiliriz?”

Aile şirketlerinde geniş katılımlı toplantılarda kutlamanın olası nedenleri olarak genelde şöyle bir sıralama gördüm bugüne kadar.
1. Şirketin halka açılmasını kutluyor olabiliriz.
2. Şirketi yabancı yatırımcıya satmış, çakmış-çıkmış olabiliriz.
3. Birinci nesil emekli olmaya karar vermiş olabilir.

Bana da sorarlar “siz neyi kutlamamızı isterdiniz” diye?

Cevabım yıllar içinde şuraya evrildi.

“Müşterilerin diğer müşterilere hararetle tavsiye ettiği ve çalışanların da “başka yerde çalışmak istemezdim” dediği şirket olmayı kutluyor olabilirsek, böyle bir şirketin ileride halk açılması da yabancı yatırımcı alması da, vizyoner-cesur profesyonelleri cezbedip patronlarını emekli etmesi de kolay olur.

….

Son sorum biraz zorlayıcıdır.

“Şirketimiz pazarının lideri ve sizler de bu şirketin kurucuları ve yöneticilerisiniz. Bir an için kendinizi rakibinizin, onların patronları ve yöneticilerinin yerine koyun. Pazarda bizi, lideri geçmek hatta pazardan silmek için ne yapardınız?”

Bu soruya çok ilginç cevaplar verilebiliyor bazıları edep ve etik sınırları zorlayan. Bazen de hiç cevap alamıyorum, çünkü sektördeki rakiplerini bu soruya cevap verecek kadar yakından tanımıyor olabiliyorlar. Cevapları veya sessizliği ile beni en çok şaşırtan soru olmuştur zaman içinde.

Siz ne cevaplar verdiniz?

Öne çıkan

Nüfus geleceğin aynasıdır.


Yaklaşık 40 yıldır çalışıyorum. Bizim nesil bir önceki nesile göre çok şanslıydı. Muazzam gelişmeler oldu, refah arttı. Babalarımızdan daha iyi ve rahat bir hayat yaşadık. Gelişmelerin 3 önemli nedeni olduğunu söyleyebilirim. Başta teknoloji ve globalleşme ve her zaman olduğu gibi demografi yani nüfusun karakteristikleri.

Ben doğduğumda, 60 yıl önce dünya nüfusu 3.1 milyar imiş Türkiye nüfusu da 29 milyon. Yani dünyanın %1’inden daha az. 35 yaşıma geldiğimde Dünya nüfusu ikiye katlanmış 6 milyar olmuştu, şimdi de 8 milyar.

Türkiye nüfusu da 85 milyon oldu (60 yılda 3’e katladı) son akımla beraber yani Dünyanın %1’inden biraz fazla. 

Nüfus ile ilgili en önemli gelişme refahın artması ile birlkte insan ömrünün uzaması ve bunu yıllar içinde takip eden doğum oranının düşmesi oldu. Bilhassa Batımızdaki gelişmiş ülkelerde.

Türkiye’de de 60 yaş üstü nüfusun toplam içindeki payı artarken 15 yaş altındaki nüfusun payı hızla düşüyor.

Bu arada Afrika nüfusu 5 kat Asya nüfusu da yaklaşık 3 kar artmış.

Her şey bu hızla giderse göçler doğudan batıya devam edecek, Asya’dan Afrika’dan ve Ortadaoğu’dan milyonlar batıya göçerek oralarda yaşanan genç işgücü açığını kapatacak. Türkiye de bu göçlerden nasibini alıyor ve almaya devam edecek.
Yetişmiş gençler Batıya gidecek, ucuz iş gücü doğudan gelecek.

Devlet de bunu görüyor iş insanları da ama gerek iş modelleri gerekse ürün ve hizmetler bir taraftan yaşlanan bir taraftan göç alan bir ülke için yeterli hızda adapte olmuyor. Hastane inşa etmek dışında büyük yatırım yok. Bizi teğet geçecek diye pasif kalınıyor.

Bu değişen demografiye ne tür ürünler ve hizmetler geliştirilebilir?

….

Kurumsal hayatta işgücü alanında bir süredir ilginç gelişmeler yaşanıyor. 
Pandemi öncesinde de yetenekli insanların istediği yerde istediği şekilde çalışma arzusunun yükselmesini görüyorduk.
Pandemi çıkışında bunu ABD’de “büyük istifa”nın izlediğini gördük. Kamyon şöförü seviyesine dahi indi bu işi terketme dalgası.
Avrupalı kurumların (siyasette yabancı karşıtlığı bir duruş pompalanırken) Türkiye dahil olmak üzere Doğu Avrupa ülkelerine saldırarak gerek teknoloji gerekse de medikal alanda yetenekli olarak adlandırılan (iyi eğitimli, teknoloji ile barışık, sonuç odaklı çalışan) gençleri uzun zamandır görmediğimiz cazip tekliflerle ülkerine davet ettiklerini ya da uzaktan çalıştırarak açıklarını kapatmaya çalıştıklarını hayretle izliyorum.
Geçenlerde Londra’da katıldığım uluslararası bir konferansta her katılımcı bunu dile getirdi. Romenlerin açıklarını Türkiye’den kapattıklarını anlatmasını ağzım açık dinledim.
Günün esprisi “şirketler eskiden dışarıdan gelecek tehditlere karşı güvenlik önlemleri alırdı şimdi ise içeridekilerin kaçmasını engellemek için güvenlik önlemleri alıyor” oldu.

Siz ne düşünüyorsunuz? Bu dalgalanma durulur mu yoksa akışkanlık devam eder mi?

….

Göçmenlik tarihi olan bir aileden gelmiyorum ama sıkı “göçmenci”yim. 

Artan şehirleşme, gelişen sağlık hizmetleri sonucu nüfus artış hızımız düştüğü için hayatın normal akışını devam ettirebilmek, tarımsal ekonominin çarklarını döndürebilmek, yaşlanan nüfusun emekli maaşlarını, sağlık masraflarını karşılayacak genç-çalışan bir nüfusa ihtiyacımız olduğunu herkesin anlamasını bekliyorum. Ne kadar zor olabilir ki değil mi?

Göçmenlerin sosyal dokuları rahatsız etmesini anlıyorum, siyasette kullanılmalarını da anlıyorum, su yüzüne çıkarmamaya çalıştığımız ırkçılığımızı da tetiklediğini, genetik havuzu değiştireceklerinden endişe edilmesini anlıyorum. Ben “büyük Suriyeli mülteci akımı” öncesi de toplumsal yapımızdan ve gidişatımızdan şikayetçi olunduğunu da hatırlıyorum. “Her şey güllük gülistanlıktı da Suriyeliler mahvetti” görüşünü çok fevri buluyorum.

“3 milyon Suriyeli yerine 3 milyon Balkan göçmeni gelse sorun olmayacaktı” çok sık duyduğum bir cümle son günlerde. Balkan ülkeleri çoğunlukla AB’ye dahil olduğu için göçmen olarak bize gelmeleri ihtimali kalmadı, en son Bulgaristan’dan gelmiş olanlar da büyük oranda geri döndü zaten.

Keşke “ABD, Kanada ve Avrupa gibi seçerek alsaydık, sadece yetenekli/eğitimli olanları alsaydık” deniyor, lakin o eğitimli/yetenekli Suriyeliler/Afganlar ABD, Kanada ve Avrupa tarafından seçilip, iyi şartlarla misafir edildikleri için bizde kalmayı tercih etmiyorlar. (Kuzey Ege’de Assos-Midilli arasında 24 saat devriye var hala Yunanistan’a kaçmak isteyenleri ve kaçakçıları durdurmak için. )

Göçmenin hırslı olduğunu, girişimci olabildiğini, bizlerin ve çocuklarımızın beğenmediği işleri severek yaptığını, topluma olduğu yükten fazla katma değer yarattığını, uzak doğu ile rekabet edemeyen temel endüstrilerin ihtiyacı olan ucuz iş gücünü karşıladığını, şimdiden okullarda çocuklarımızla beraber okumaya başladıklarını, 15-20 sene içinde ailelerimize gireceklerini öngörmek zor değil. 

Göçmen alıp da ekonomik açıdan geri giden ülke yok. Tüketimde de üretimde de taze güç. 

….

TUIK 2022 Aralık ayı içinde son nüfus çalışmasını yayınladı. 
İyi haber nüfusumuz hala artıyor. Kötü haber nüfusumuz yaşlanıyor. Artış hızı düşüyor. Medyan yaş 33’e yükselmiş. Yani nüfusun yarısı 33 yaşın altında yarısı da üstünde. 

“Çalışma çağı olarak tanımlanan 15-64 yaş grubundaki nüfusun oranı, 2021 yılında %67,9’a çıktı. Çocuk yaş grubu olarak tanımlanan 0-14 yaş grubundaki nüfusun oranı 2021 yılında %22,4’e düştü. Yaşlı nüfus olarak tanımlanan 65 ve daha yukarı yaştaki nüfusun oranı ise 2021 yılında %9,7’ye yükseldi.”

Pandemi dolayısıyla “kahinler” evde oturan çiftlerin sıkıntıdan bol bol çocuk yapacaklarını, pandemi çıkışı “nüfus patlaması” yaşayacağımızı söylemişti ancak sonuçlar öyle olmamış. Dünya genelinde 2021 yılında nüfus, savaştan (gençlere not II.Dünya savaşı kast ediliyor 1950 sayımı) bu yana ilk defa %1’den az artmış. Memleketimizde de benzer şekilde 2018-2019 yıllarında gördüğümüzden daha düşük bir nüfus artışı kaydedilmiş. 

……
Ben “göçmen” desem de vatandaşlık almamış olan Suriyeliler hala “mülteci” statüsündeler herhalde ve istatistiklerde önemli yer tutmuyorlar henüz.  
“Türkiye’de ikamet eden 84 milyon 680 bin 273 kişinin %94,9’unun doğum yerinin Türkiye, %3,7’sinin ise yurt dışı olduğu görüldü. Doğum yeri bilinmeyenlerin oranı ise %1,4 oldu. Türkiye’de ikamet eden ancak doğum yeri yurt dışı olan 3 milyon 141 bin 351 kişi arasında Bulgaristan doğumlular %11,4 ile ilk sırada yer aldı. Bulgaristan’ı sırasıyla %10,5 ile Almanya, %10,4 ile Irak, %8,8 ile Suriye, %5,7 ile Afganistan doğumlular izledi.
Türkiye’de ikamet eden yabancı nüfus 2021 yılında 1 milyon 792 bin 36 kişi oldu. Bu nüfusun %49,7’sini erkekler, %50,3’ünü ise kadınlar oluşturdu. Türkiye’de ikamet eden yabancı nüfusun vatandaşlık ülkelerine göre dağılımı incelendiğinde, %18 ile Irak vatandaşlarının ilk sırada yer aldığı görüldü. Irak vatandaşlarını sırasıyla %10,2 ile Afganistan, %7,2 ile İran ve %6,9 ile Türkmenistan vatandaşları takip etti.”