Bir şirkette yazılı kuralların olması ile geçerli kuralların yazılı olması arasında fark vardır. Önemli olanın şirketin kurallarla yönetilmesidir. Mümkünse bunların yazılı olması geçerli ve kalıcı olmaları açısından önemlidir. Yazılı olmayanlar hayatın ‘gri bölgesine’ dair olanlar olabilir.
Kuralların yazılması kurum kültürüne aykırı ise o kurumun yazılı kuralları sadece kanunların merettikleri ile sınırlı kalabilir.
Kurallar değil de ‘yazmak’ kurum kültürüne aykırı ise bu kuralların yazılması da çok zor olur.
Kurum kültürüne aykırı kuralları yazmak ise buz üstüne yazı yazmak ile aynıdır. Kurumun öğrenme pratiğine bakarak karar verilmelidir.
Kurumsal Kültür değişime engel midir? Kurum Kültürü değişir mi?
Bir şirketin kültürü değişimi hayatının merkezine oturtmuş ise o şirkette değişimi yönetmek de kolay olabilir. Ancak şirketin ekseni muhafazarlık üzerine oturmuş ise değişim hep ‘dışımızda olması beklenen ‘ bir olgudur. Bu tür şirketler değişen şartları bile kabul etmekte zorlanır. Konjonktürün tekrar geri gelmesini beklerler, geri geleceğine inanırlar.
Türkiye’de de kurum kültürleri değişiyor, öğreniyor ve tekrar değişiyor.
Düşünün, 1990 da Körfez Krizi vurduğunda tek bildiğimiz küçülme yolu işçileri işten işten çıkartmaktı.
1994 Krizinde ise ilk defa ücretsiz izin ile tanıştık.
2001 Krizinde ise bankacılık kesimi hariç olmak üzere toplu işten çıkarmalar en son başvurulan çare oldu. Part-time, ücret indirimi, ücretsiz izin uygulamaları ön plana çıktı.
Kurum kültürü iş uygulamalarını değiştiriyor, iş uygulamaları da kurum kültürüne yeni bir boyut kazandırıyor.