Soru: Şirketimizde ikinci nesil yönetimde. Babamız bizim yönetimi devralmamıza yönelik hiçbir hazırlık yapmamış idi. Biz de onun ölümünden sonra işi devraldığımızda epey bocalamıştık. Aynı şeyin çocuklarımızın başına gelmesini istemiyoruz. Ne yapmak gerekir?


Bugünlerde ülkemiz iyi yönetişimi tartışıyor. “Hiçbir şey eskisi gibi kalmayacak “ sözü sadece siyasette değil kurumsal hayatta da kendini gösteriyor. Bunun nedeni siyasetteki nesil değişikliği gibi iş hayatında da nesil değişikliği eşiğindeyiz. Demirel ve “siyaset arkadaşlarının” emekliliği ile beraber siyaset hayatımızda bir “anlayış” da emekli oluyor. Buna paralel olarak iş hayatımızda da iş yapma şekli değişmek zorunda. Aynı kişiler ve aynı yöntemlerle farklı bir noktaya varmak mümkün değildir. Bu ihtiyacı hisseden tüm şirketler; bu değişimi taşıyacak araçlar, yöntemler ve insanları bulmaya çalışıyor.

İlk karar vermeniz gereken bu ihtiyaçtır. İhtiyacınız, değişmek değil de,  sağlık, yaşlılık, ölüm (Allah geçinden versin) vb. nedenlerle yönetimin sizin dışınızdaki nedenlerle el değiştirmesi ise aynı yöntemleri kullansanız dahi farklı bir sonuca ulaşmanız kaçınılmazdır. Bu gibi nedenlerle yönetim değişikliği daima radikal karar alınmasını zorlaştırır ve geciktirir. Siz sağlığınızda bu kararı alırken esas karar vermeniz gereken “veliaht” seçiminde takip edeceğiniz yöntem ve kurallar olmalıdır.

İlk adımlardan biri yönetimi devralacak kişi veya kişilerin seçimine yönelik net kriterler geliştirmektir. Böylece yönetimde rol almak isteyen tüm aile fertlerini adil bir çerçeve içinde değerlendirmek ve en uygun kişileri seçebilmek mümkün olacaktır. Tüm süreç boyunca dikkate alınan kriterleri ve yönetim devrinde izlenecek adımları tüm aile fertlerine açık ve net bir şekilde aktarmak da son derece önemlidir ve ortaya çıkabilecek anlaşmazlıkları önceden engelleyebilmenizi sağlar. Aile fertlerinin açıkça bilgilendirilmesi ve aile içi iletişimin sağlanması halinde, tüm fertler eşit şartlar altında, kişisel vasıfları göz önünde bulundurularak değerlendirmeye alınacaklarından emin olabilirler.

Aile işinin ebeveynlerden çocuklara devredilmesi pek çok sorun yaratabilir. Çocuklar arasından birini en üst yönetici görevine seçmek her aile için zor bir görevdir, aynı zamanda çocukların hiçbirinin görevi başarıyla yerine getiremeyeceği gerçeği ile karşı karşıya kalmaları da mümkündür. Bu nedenlerden dolayı, gerekli değerlendirmelerin tarafsızca yapılmasını ve kriterlerin her adaya adil bir şekilde uygulanmasını sağlamak için aile dışından yöneticilere de rol verilmesi gerekir.

Yönetimi devralacak kişinin seçilmesinden sonraki en önemli adım, bu kişinin gerekli alanlarda eğitilmesidir. Kişinin kuvvetli ve zayıf yönleri tespit edilmeli, zayıf yönlerini geliştirmeye yönelik eğitim programları oluşturulmalıdır. Bu eğitim sürecinde mevcut yöneticilerin, diğer aile fertlerinin ve önemli şirket çalışanlarının tecrübe ve tavsiyelerinden de yararlanılmalı, aynı zamanda kişisel gelişime yönelik yeni tecrübeler ve fırsatlar yaratılmalıdır. Bazı durumlarda seçilen kişi genç yaş ya da tecrübe eksikliğinden dolayı lider pozisyonuna henüz hazır olmayabilir, bu tür durumlarda geçici bir süre için de olsa yönetimin farklı ve vasıflarına güvenilen birine devredilmesi şirketin geleceği ve başarısı için yararlı olacaktır.

Yönetimin devredilmesini başarılı kılacak bir başka adım ise bu süreç için bir zaman dilimi belirlemek ve bu programa sadık kalmaktır. Böylece planın zamanla geçerliliğini kaybetmesi ve ilgili bireylerin konuyla ilgili saygınlıklarını yitirmeleri engellenebilir. Aynı zamanda ani gelişmelerden dolayı doğabilecek sorunlara karşı gerekli tedbirleri önceden almak da mümkün olacaktır. Belirlenecek olan zamanlamanın en önemli bölümü yönetimin tam olarak ne zaman devredileceğine karar vermek ve bu kararı zamanında uygulamaktır. Böylece hem şirket çalışanları eski yöneticinin yeni yöneticiyi onayladığını ve işini güvenle devrettiğini görebilecekler, hem de yeni yönetici gerekli durumlarda eski yöneticiye danışabilme fırsatını bulabilecektir.

Bazen şirket çalışanlarının eski yöneticiye duydukları güven ve sadakat duygusu, yeni yöneticinin aleyhinde bir unsur oluşturabilir. Bu tür durumlarda bu kişilerin güvensizlik nedeniyle şirketten ayrılmasını engellemek için yönetim değişikliğinin çalışanların iş güvencelerine yönelik herhangi bir tehdit oluşturmayacağını ve şartların aynı kalacağını açık bir şekilde belirtmek aileye ve özellikle de eski yöneticiye düşen önemli bir görev olacaktır.

Yeni yönetici seçiminde ne tür bir eğitime dikkat etmek gerekir?

Bir şirket yöneticisinin her gün sayısız farklı ve karmaşık konu ile karşı karşıya kalacağı düşünülürse, seçimde uygulanacak kriterler arasında en önemlilerden birinin kişinin almış olduğu eğitim olduğu görülecektir. Başarılı bir yönetici işletme ve ekonomi de dahil olmak üzere bir çok konuda eğitim almış olmalıdır ki böyle bir birikim genelde ancak üniversite eğitimi ve lisansüstü eğitimle mümkündür. Aynı zamanda eğitimin verdiği çalışma alışkanlıkları ve disiplin ile yeni konuları araştırma ve öğrenme becerisi de iyi bir yöneticide mutlaka bulunması gereken vasıflardır. Günümüzde üst düzey yöneticiler arasında yüksek eğitim görmemiş kişileri de görmek mümkündür, fakat yine de seçim sürecinde eğitim kriteri göz ardı edilecekse bu kesinlikle kişisel sebeplerden ve ilişkilerden dolayı değil, ancak kişinin diğer üstün vasıflarına dayalı olarak yapılmalıdır.

Yeni yönetici ne tür bir iş tecrübesine sahip olmalıdır?

Aile çalışanlarının aile işi dışında iş tecrübesi edinmesinin önemi ve yararları sonsuzdur. Aileye ait olmayan işlerde çalışmak ve işini aile ilişkileri yerine kişisel başarısından dolayı hak ettiğini bilmek kişiye kendine güven ve saygı kazandırır ki bunlar da bir liderde bulunması gereken özelliklerdir. Bu tür tecrübeye sahip olan kişilerin ilerde aile işinin başına geçtiklerinde çalışanların saygısını, güvenini ve desteğini kazanmaları da çok daha kolay olacaktır.

Ayrıca aile işi dışında çalışmak kişiye başkalarıyla verimli bir şekilde çalışabilme, diğer çalışanlara saygı gösterme ve onlara karşı duyarlı olabilme fırsatlarını da verir. Farklı yöneticiler altında çalışmak farklı yönetim biçimlerini deneme ve değerlendirme olanağını sunacağından, kişi ileride devralacağı lider pozisyonuna yönelik önemli bir eğitim almış olur, karşılaştığı örneklerden paylar çıkarıp kendini geliştirebilme fırsatını bulur. Farklı işlerde çalışmanın kişiye sağlayacağı en önemli yararlardan birisi ise aile işi dışında çalışırken edinilen beceri ve tecrübelerin aile işine taşınması olacaktır. Farklı işlerde gözlenilen başarı unsurları aile işinin başarısı için uygulanırken, daha önce karşı karşıya kalınan hataların yapılmaması için gerekli tedbirler de alınabilir.

Aile işi dışında edinilecek olan iş tecrübelerinin ardından kişinin aile şirketinde de birden fazla pozisyonda görev yapması ve direkt yönetici olarak şirkete girmek yerine şirkette zamanla yükselmesi gerekir. Bu hem çalışanların saygısını, güvenini ve desteğini hak ederek kazanmak, hem de şirketin işleyişi konusunda detaylı bilgi ve tecrübeye sahip olmak açısından son derece önemlidir. Bu tür bir uygulama sayesinde diğer aile fertleri de seçim sürecinde kişiyi şirkete hizmetleri doğrultusunda değerlendirebilecek, tecrübe ve başarılarına tanık olup güvenebilecek ve böylece sağlıklı bir seçim yapabileceklerdir.

Aile şirketlerinde alt pozisyonlarda görev yapan kişiler ileride yönetici koltuğuna geçtiklerinde, şirkete daha geniş ve derin bir perspektifle bakacak, altında görev yapan çalışanların sorumluluk ve ihtiyaçlarına karşı daha duyarlı olacak, daha önceki yönetimde gözlediği başarılı ve hatalı politikalardan verimli bir şekilde yararlanabilecektir.

Soru: Profesyonellerin “değerlerinin” değiştiği doğru mu?


Bu çok tartışılan bir konu. Tek bir cevabı yok çünkü bu konu ile ilgili düşünürler kamplara ayrılmış durumdalar. Ben kendimi daha ziyade materyalist değer/ihtiyaç ilişkisini ön plana çıkaran kampa yakın görüyorum. Onların açıklamaları bana daha basit ve net gözüküyor.

“Değerleri” ve genelde “değer” kavramını anlamak için “değer”/ “ihtiyaç” ilişkisini anlamak gerekir. Hayvanlar içgüdüleri ile hareket ederler. Doğa tarafından programlandıkları şekilde hayatın getirdiklerine çare üretirler. İnsanlar ise serbest iradeleri ile hareket ederler, nasıl davranacaklarıne kendileri karar verirler. Bu tercihlerinin bazını da “değerler” oluşturur. Bu anlamda “değer” hayatta neyin önemli olduğuna dair inançtır.

Değerlerin birincil fonksiyonu ihtiyaçları karşılamaktır. Abraham Maslow 50 yıl önce insanların ihtiyaçlarını “ruhsal”, “güvenlik”, “sosyal”, “gurur” ve “kendini doğrulama” olarak kategorize etmişti. Bunlar da günlük hayata “ayakta kalmak ve mücadele etmek”, “gelecek kaygısı”, “aidiyet”, “karakter” ve “kişisel gelişme” gibi ihtiyaçlar olarak yansır. Maslow der ki “ilk üç temel ihtiyaç karşılandığında insan diğer iki üst düzey ihtiyacı gidermeye çalışır”.

İhityaçları karşılamaya çalışırken tercih sorunu burada kendini gösterir. Risk almak kaçınılmaz olur. İki temel ihtiyaç grubu arasında tecih yapmaya zorlanırız. Güvende hissetmek mi yoksa büyümek ve gelişmek mi? Bu ikilemde insanların ne karar verdiğine şahsi değerleri yön veriyor. Farkında olalım veya olmayalım verdiğimiz her karar bir veya iki değerin bize yön göstermesiyle oluşuyor.

Bu konuda 1968’de yine Maslow’un getirdiği bir açıklamaya bakarsak, insanda üç tür değer olduğundan bahseder. Gelişme ve büyüme değerleri, “zincir atma” (sağlıklı gerileme) değerleri, ve savunma (sağlıksız gerileme) değerleri. İnsanların doğal olarak kendini geliştirmek ve büyütmek arzuları olmasına rağmen, barış huzur ve rahatlarını korumak için de kuvvetli değerleri vardır. Savunma değerleri insanları acı, korku, zarar, ve tehditlerden korur ancak büyüyüp gelişmelerini de sınırlar. “Azıcık aşım, dertsiz başım” bu durumu anlatan güzel bir deyimdir.

Günlük hayatta değerler ya “beceri” ya da “karakter” üzerine odaklanır. Karakter değerleri olarak bilinen dürüstlük, adalet ve merhamet kişilerin etik ve moral anlayışları ile ilintilidir. Etik “iyi” ile “kötü” veya “doğru” ile “yanlış” standartlarımızdır. “Sana yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma” basit bir etik standarttır. Moral değerler ise zararlı ve yanlış davranışları engellemeye veya zararlarını azaltmaya yönelik standartlardır.

Bu değerler değişiyor mu sorusuna gelince; değerler zamanla oturur ancak ihtiyaçlar değiştikçe ön plana çıkan değerler farklılaşır. Bu cümleden “insanların değerleri hep aynı kalır” sonucu çıkmamalı. Realitede; dürüstlüğe önem veren, riyakarlıktan hiç hoşlanmayan bir kişi dahi %100 dürüst değildir. Dolayısıyla bilhassa karakter değerleri bir “siyah beyaz” tercih değil, üzerinde kayılan bir eksen olarak düşünülmelidir. İnsanların “zamanla değiştiği” söylemi işte böyle bir tercih kaymasından kaynaklanmaktadır.

Değerler sonuçta insana aittir. İnsanlar da içinde bulundukları duruma göre (psikoloji, çevre, iklim) farklı tepkiler gösterebilirler. Bu tepki farkı değiştikleri için değil, sadece ihtiyaçları değiştiği için farklı değerlerin devreye girmesi veya aynı değer ekseni üzerindeki “kayma”lardan ibarettir.

Soru: 2002 yılı personel zamları konusunda zorlanıyoruz. Ne oranda zam yapalım?


Hortumcuların yükselttiği piyasayı bir daha hiç görmeyeceğiz. 1997-2000 döneminde gördüğümüz veya duyduğumuz ücretler artık yok. 2002’den sonra primler daha öncelikli olacak. “Kazandır sen de kazan” formülü şimdiye kadar sabit ücret ağırlıklı çalışan firmalarda da uygulanmaya başlayacak. Sabit maaş ağırlıklı çalışan firmalar bunun sıkıntısını 2001 de fazlasıyla çektiler ve bir daha o günlere dönemk istemeyecekler. Beyaz yakalı personelin baz maaşları “reel” olarak düştü, daha da düşecek. Siz de kendinizi buna ayarlamalısınız.

Bu uygulamanın en büyük engeli; şirketinizde varsa devam eden toplu sözleşmeler olacaktır. Toplu sözleşmeleri yeniden görüşme imkanınız yoksa belli bir dönem şirket içi dengesizliğin oluşacağını bilip bunu göğüslemeye hazır olmalısınız.

“Yıldızlar” daima iyi kazandılar göreceli olarak daha iyi kazanmaya devam edecekler. Ancak her takımdaki yıldız oyuncunun adedi kaçınılmaz olarka azalacak. Doğrusu zaten bu idi ama rekabet “yıldız savaşları” nı körüklediği için kaçınılmaz olarak “yedek kulubesi” bile “yıldızlar” ile dolmuştu.

2001 yılında zam yaptınız mı?

Temmuz da ara zam yaptınız mı?

2001 içinde maaş indirimi yoluna gittiniz mi?

Yaşam mücadelesi mi veriyorsunuz yoksa toparladınız mı?

Ortalama ücret piyasaya göre nerede duruyor?

Sektörünüz krizi atlattı mı, büyüme başladı mı?

Bunları bilmeden tek bir rakam konuşmak mümkün değil.

O yüzden problemi dilimlere ayırmakta fayda var.

Satış personeli için prim ağırlıklı yeni bir düzene geçmenin tam zamanıdır. Dostlar alışverişte görsün kabilinden bir zam oranı da yapmak gerekecektir. Unutmamak gerekir ki; insanlar eline geçen toplam paraya bakarlar. Ancak bu rakam henüz ellerine geçmeden de sizin yeni sistemi çok iyi anlatmanız gerekir. Sistemin kabul görmesi için primli sistemde kazanılacak toplamın sabit ücret sisteminde kazanılandan fazla olması gerekir.

Üretimde çalışan personel için de verimliliğe endeksli bir prim sistemi geliştirilmelidir. Toplu sözleşmeli personelden geri kalmamalıdırlar. Bu prim o farkı kapatmak amacıyla da kullanılabilir.

Mali işler, insan kaynakları ve idari işler personeli sabit ücret sisteminde kalacaktır. 2002 Ocak maaşlarının 2001 Ocak maaşlarının %55-65 oranında arttırılması makul olacaktır.