Soru: Yıllardır bir aile şirketinde yöneticilik yapıyorum. Artık aileden biri haline geldim. Şu anda yönetimi elinde bulunduran ik kardeş zaman zaman tartıştıklarında hakemlik görevi de bana düşüyor. İlk başta bundan hoşlanıyordum ancak artık zorlanmaya başladım. Birbirleriyle konuşmayıp beni mekik gibi kullanıyorlar. Bu durumu kabullenmekle doğru mu yapıyorum?


Allah kolaylık versin. İçine düştüğünüz, çok arzu edilecek bir durum olmamakla birlikte, bazen mecburiyettir. Aile içindeki problemlerin çoğu acil değildir ve zaman içinde kendi aralarında çözebilirler. Bazen aile fertleri arasındaki öfke o kadar yoğunlaşır ki, Aracı kullanmak yüzyüze gelmekten daha hayırlıdır. Ancak bu durum yanında bir demet problem de getirir.

İş hayatı kararsızlık ve çözümsüzlük kaldırmaz. Problemlerin fazla zaman kaybetmeden çözülmesi gerekir. Bu sırada bir Aracı kullanmak daha fazla zaman ve enerji harcatır. En azından Aracısız görüşmenin iki katı kadar zaman gerekir. Bazı şirketlerde bu metod o kadar rutinleşmiştir ki, kaybolan zamanı hesaplamak kimsenin aklına bile gelmez. Aile içindeki problemler acil olmadıkları için bekleyebilirler ve beklemek çoğu zaman en doğru yoldur da. Ancak iş hayatında vaktin nakit olduğunu ve kaybolan vaktin kar kaybı olarak bilançolara yansıyacağını unutmamamız gerekir.

Bir Aracı kullanıldığında iletilen mesaj zamanla dejenere olur. Hele bu Aracı bu tür ilişkilerde tecrübeli biri değilse taşınan mesajın özü dahi değişir. Kulaktan kulağa oyununu hatırlayın. Kendi söylediğiniz laf size döndüğünde ne kadar tanınmaz hale gelirdi! İki kişi doğrudan konuştuğunda iletişim sağlamak, söylenenleri doğru algılamak bile problem iken, işe hislerini de katma ihtimali olan bir Aracı vasıtasıyla haberleşmek ne kadar sağlıklı olabilir?

Taraflardan birisi tarafından Aracı olarak kullanıldığınızda karşı tarafın güveninini kazanmak zorlaşır. Nezaketen bu şekilde ifade edilmese de iletişim sağlıklı olmaz. Taraf tutmasanız da bu ihtimal hep kafalarda olacaktır. Taraflar size taraf tutmaya yönelik maddi ve manevi baskı yapabilirler.

Patronlarınızın da (mekik diplomasisi için bir kişiyi seçerken) dikkat etmesi gereken 2 husus var. Birincisi; Aile üyesi olmayan, maaşlı personele böyle bir Aracı’lık görevi yüklerken “hayır” deme gücü olup olmadığına bakmaları lazım. İkincisi; herkes kendi işine bakmak ister. Belli bir görevi yerine getirmesi için işe alınan kişi bu tip aile içi konuları halletmek için vakit kaybetmek istemez.

Sizi niçin kullanıyorlar? Aralarında konuşmayan iki aile ferdi arasındaki problemi halletmeniz için değil mi? Eğer bu konularda eğitim görmüş bir “terapist” değilseniz, bu görüşmeler uzar da, uzar. Konunun özüne gelinemez. Ciddi vakit ve nakit kaybına yol açar yine de çözülemez.

Aile fertleri arasındaki sorunların çözümünü zamana bırakın siz de kendi işinize bakın. Size de yazık şirkete de.

Soru: Uzun zamandır Aile şirketimizin başındayım. Çok başarılı değiliz ama bugüne kadar da geldik. Akrabalarım çoğunlukla bana yük oldular. Çocuklarım henüz bu yükün farkında değiller ve şirkette çalışmaya çok hevesliler . Ne yapabilirim?


Sizi teselli eder mi bilmem ama bu bahsettiğiniz “yük” hemen hemen her aile şirketinde vardır. “Bavul”a benzer. Daima göründüğünden ağırdır. Altında tekerlekleri veya kızağı yoktur, sırtınızda taşımak zorundasınızdır. Sizin yerinize taşıması için hamala verecek paranız yoktur. Paranız olsa bile hamala acırsınız. Yolculuk yaparken “bavulunuzu” bagaja verebilirsiniz ancak sonsuza kadar kurtulamazsınız. Hatta bu yolculukta siz ekonomide uçarken o birinci sınıfta uçar. Üstünde adınız yazdığı için kaybetmeniz de mümkün değildir, mutlaka gelir, sizi bulur. Şanslıysanız ortalığa saçılıp, kirli çamaşırlarınızı ortaya dökmez. Ne kadar itinalı davranırsanız davranın en değerli eşyalarınızın altta ezilmesini engelleyemezsiniz. Sizi üzmek istemem ama geçenlerde tekrar okudum. Titanik’ten bir kişi bile kurtulamazken tüm bavullar sağ salim su yüzüne çıkmış.

Bu yüklerden tamamen kurtulmanın mümkün olmadığını görenler hisselerini vakıf vb. kuruluşlara devrederek sağlıklarında şirketlerin geleceğini garanti altına almışlar, “yüklerin” maliyetini sınırlamışlardır.

Soru: Aile şirketleri konusunda yazılan kitaplar genellikle aile şirketlerinin aleyhinde, çoğu da ABD kökenli. Oralarda nüfus artmıyor ve gelir seviyesi yüksek. Ülkemizde iş hayatı ise bir savaş yeri! Siz savaşa giderken en güvendiğiniz insanlarla beraber gitmek istemez misiniz?


Şahsen bir kategori olarak aile şirketlerini kabul etmiyor değilim sadece başarılı olmaları için gereken atmosferi tanımlamaya çalışıyorum. Ev hayatı ile iş hayatı biribirine karıştığı zaman işler maalesef tatsız bir çorba oluyor. En başarılı kurumlar gelin veya damat dedikodusuna ve kaprislerine kurban oluyor.

Savaş kısmına gelince: Çok doğal olarak, benliğimize yerleşmiş bulunan “en güvendiğin insan” tanımına, yakın aile fertlerimiz çoğu zaman “cuk” diye oturuyor. Ancak askere ailecek gitmiyoruz, gidemiyoruz. Ordu bunu engellemeye çalışıyor. Turkiye’de de böyle ABD’de de. En azından aynı yerde görev yaptırmıyorlar. Sebebini hiç düşündünüz mü? Aile üyeleri içgüdüsel olarak birbirlerini destekler ve korurlar. Savaş anında ise tüm bu duyguları unutup, başka “ülküleri” ön plana almanız beklenir. Kararın zorluğunu ve uygulamanın problemlerini düşünebiliyor musunuz?

İş hayatında da katı iş prensiplerini ailevi hislerin önünde tutmanız gerekir. Bunu yapabiliyorsanız, mesele yok. Ancak ailevi ilişkiler sizi prensiplerinizden taviz vermeye götürüyorsa, aleyhte yazanları haklı çıkarırsınız. Bir ailenin hep beraber şehit olmak istemesi takdirle karşılanabilir. Ancak başarısız bir şirkette hiç bir aile ferdi toplumun gözünde bireysel sorumluluktan kurtulamaz. Savaşta da barışta da aradığımız karşılıklı güvendir. Bu güvenin dayanağı sadece kan bağı olduğu zaman, uzmanlık seviyesi ve hesap verme mecburiyetini otomatikman ikinci plana itmiş olursunuz. Konusunda yetkin olmayan ve hesap verme ihtiyacı hissetmeyen birisiyle ölüme giderken şahsen kendimi pek güvende hissetmezdim.