Öne çıkan

İş dünyası için 2023 kehanetlerim


Rus devlet adamı Medvedev twitter’da yayınladığı kehanetleri ile “kehanetçilik”sektörünün dibine bombayı koydu ama ben yine de 2023’de iş dünyamız hakkındaki 10 kehanetimi sizlerle paylaşmak istedim.

  1. Dünyanın büyük pazarlarında resesyon bekleniyor yine de bizde 10 şirketten en az 8’i kurdukları ödül ve prim sistemi ile yöneticilerini büyümeye ve kısa vadeli hedeflere doğru motive edecek. Onlar da bu hedefleri tutturmak için negatif yatırımlar yapmaktan çekinmeyecek. 
  2. 10 sektörden 8’inde sadece büyüme değil, pazar paylarını artırmak, rakiplerden pazar payı almak üzere bütçeler, planlar ve hatta çılgın harcamalar yapılacak. “Belli bir ölçeği yakaladıktan sonra pazar payı için para yakmaya gerek yok” diyenlere kulak asılmayacak. 
  3. Pazar payı kavgasının devam ettiği bu sektörlerdeki 10 şirketten 8’i müşterinin önemli bir sorununu çözecek, hayatını basitleştirecek, erişimini kolaylaştıracak bir inovasyon bulamadığı -bulsa da uygulayamadığı- ve müşterinin niye kendilerini tercih ettiğini de, niye rakiplerini tercih ettiğini de bilmediği için çareyi fiyat savaşlarında ve bitmeyen kampanyalarda bulacak. 
  4. 10 şirketten 8’i serbest nakit akışlarını artıramayacak. Maliyet artışlarını fiyatına yansıtamayanlar ile işletme sermayesi artışına dur diyemeyenlere bu sene kredi faizlerini karşılayamayanlar katılacak. 
  5. Maliyetlerini düşürmek isteyen 10 şirketten en az 8’i hammadde, enerji değil iş gücü maliyetlerine odaklanacak. Değer yaratmayan faaliyetlerden vazgeçmeyi düşünmeyecek.
  6. 10 şirketten 8’i hissedarlarına sürdürülebilir değer yaratmayacak. Yaptıkları harcamalar ve yatırımlar pozitif getirisi olan yatırımlar değil “dostlar alışverişte görsün” kategorisinden olacak. “Keşke parayı eurobond’a yatırsaydık” diyenler çoğunlukla haklı çıkacak.
  7. 10 şirketten en az 8’i “bugün olsa bu işi kurar mıydık? Burada mı kurardık? Sıfırdan kursak iş modelimiz bu mu olurdu? Organizasyon şemamız yine böyle mi olurdu? Bu kadar kutuya pozisyona gerek olur muydu? Ödül/prim sistemimiz bu mu olurdu?” diye sormayacak. 
  8. 10 start-up’tan en az 8’i ölçeklendirme sıkıntılarını aşamayacak ve “ne diye aldık şu yatırımı” diye hayıflanacak. 
  9. 10’dan fazla oyuncu olan sektörlerde 10 şirketten en az biri piyasadan çekilecek. 3’ü bunu fark etmeyecek bile. 3’ü sevinecek. 3’ü de “bu gidişle seneye sıra bizde” diyerek karalar bağlayacak.
  10. 10 yeni projeden 8’i öngördüğünüzün iki katı zaman alacak, iki katı para yiyecek, beklentilerin ancak yarısını karşılayacak.

Sizin öngörüleriniz, kehanetleriniz neler 2023 için?

Öne çıkan

Yetenekli profesyonel bulamamaktan şikayet edenlere sihirli çözüm önerim.


Kalifiye eleman sıkıntısı son safhada. 
Sanayide krediye erişim sorununu aşan şirketler bunu aşamadıklarını söylüyorlar. 

Bir grup sanayici için bir çalışma yaptım.

3 aşamalı bir çözüm bu. 

Birinci aşaması, “ürünleri ile müşteriye değer katan, faaliyetleri ile toplumda etkin ve sürdürülebilirliği önemseyen” bir şirket olmak. “Kim niçin sizinle çalışsın” sorusuna ikna edici bir cevap verebilmek. 

İkinci aşaması, ihtiyacı azaltmak. Mesela, yeniden ve sıfırdan “değer bazlı” bir organizasyon” yapmak, “bu işi iyi yapmak için kadromda bu kadar kutuya ihtiyaç var mı, bu kutulardan hangisi değer yaratıyor, hangisi olmasa eksikliği fark edilmez” diye sorarak ihtiyacı azaltmak. Mesela, otomasyon ile manuel işleri azaltmak. Mesela, süreçleri dış kaynağa yönelterek ihtiyacı azaltmak. Mesela bazı pozisyonlarda proje bazlı veya yarı zamanlı olarak bağımsız profesyonellerle (freelancer) çalışmak.

Üçüncü aşama ise “havuzu genişletmek”. Mesela uzaktan çalışma konusunda mevcut kuralınız ne ise onu biraz daha genişletmek. Mesela diploma bazlı değil beceri bazlı alım yapmak. Mesela “kadın dostu” iş yeri olmak. Mesela “göçmen dostu” iş yeri olmak. Mesela okullar ile işbirliği yapmak. Mesela mevcut çalışanlarınızı yeni beceriler kazanmaları için sürekli eğitmek. 

Umarım işinize yaramıştır. Mucize bekleyenlere tavsiyem, bugünden bunları yapmaya başlarsanız, mucize seneye sizde.

Sunumu görmek isteyenler için slideshare’e koydum.
https://lnkd.in/di7Yh8k6

Öne çıkan

Yöneticinin iyisi değer yaratır.


Türk şirketlerinin ve profesyonellerinin yüksek enflasyon ortamında şirket yönetmekte usta olduklarına inanılır.

Sanki doğru sandığımız yanlışlardan biri de bu. Sınav sonuçları kötü. 

Tüm şirketlerin veri tabanı olmadığı için Istanbul Borsasında işlem görenlere baktım. ( Fintables diye bir uygulama var siz de kullanabilirsiniz.)

Istanbul Borsasında işlem görmek önemlidir demiyorum. 
Bir göstergedir diyorum. 

Istanbul Borsasında işlem gören 500’e yakın şirket var.
Her sektörün en önemli şirketleri burada işlem görüyor.

Bunların (banka ve finans hariç) 128’i irice. 
İrice tanımım şu, yıllık ciroları ve özkaynakları son bilanço dönemi itibarıyla 1 milyar TL’nin üstünde. 
Yaklaşık 4 şirketten biri irice. 
İrilere baktım çünkü iri şirketlerin iyi yöneticileri cezbedip, tutabildikilerini varsaymak çok yanlış olmaz. 

Her şey para değildir, her şirketin öncelikleri farklı olabilir lakin bu şirketlerin kar amacı ile kurulduğunu ve Borsaya açılırken yatırımcılarına yüksek getiri sözü verdiklerini bildiğimiz için, bu amacı yüksek enflasyon ortamında gerçekleştirip gerçekleştiremediklerine baktım.

Bu 128 şirketin sadece 46’sı cirolarını ve karlarını enflasyon oranının üzerinde artırabilmiş. Yaklaşık 3 şirketten biri. 

Bunlardan 27’si ise karlılıklarını da artırmış.

Bu şirketlerin yöneticilerine, yönetim kurullarına sırf bu nedenle memleketin en iyi yöneticileri diyemeyiz ama kar amaçlarına erişmek, yatırımcılarına verdikleri sözü tutmak anlamında enflasyon ortamında da sınavı tam notla geçtiler diyebiliriz. 

128 irice şirketten sadece 27’si. 

Geri kalan 100 irice şirketin 80’i ise bu 3 kriterin 2’sini bile karşılayamamış.

Bazılarının “hoca bana taktı” türü çok özel mazereti olabilir ama geneline enflasyon ortamında halka açık şirket yönetim dersinden iyi not alamadılar diye bakabiliriz. 

Adını koymazsak, sorunu çözemeyiz. 

Halka açık büyük şirket yönetmek “süper lig”de oynamak demektir. Projektörler üzerinizde. 

Borsada işlem gören şirketlerin -o spesifik anda alıcı ile satıcı arasında oluşan-“fiyatı” oluyor, bir de bundan ayrı “gerçek değeri” oluyor.

O “gerçek değer” için de şirketin gelecekte yaratacağı tahmin edilen “serbest nakit akışlarının” bugüne indirgenmiş net değeri diyebiliriz. 

İndirgerken kullandığımız iskonto değeri de sabit bir oran değildir, sermayenin “fırsat” maliyetidir. (Burada ağırlıklı sermaye maliyetini kullanan analistler de vardır ama daha sağlamı fırsat maliyetidir.)

Şirketin hissesinin fiyatı ile gerçek değeri zaman zaman, tesadüfen, aynı değerde buluşsa da çok da olmasını beklediğimiz bir şey değildir. 

Çünkü şirketler her önemli kararıyla gelecekteki serbest nakit akışlarını etkileyen, yani değer yaratan veya değer eksilten yatırımlar yaparlar. Piyasalar bunu anlık olarak göremez de hesaplayamaz da. 

Çoğu yönetici veya yönetim kurulu üyesi de bunu bilerek, isteyerek yapmaz. Rekabet şartları, dönemin ruhu, herkesle iyi geçinmek kaygısı vs. ile alınan her kararın gelecekteki serbest nakit akışını etkileyeceği (dolayısıyla bugün değeri etkileyeceği) düşünüldüğü zaman iş yapılamayacağı iddia edilir. 

Bilhassa halka açık şirketlerde daha çok gördüğümüz “borsadaki fiyatı” canlı ve yüksek tutmak gayesi ile yapılan ancak şirketin gelecekteki serbest nakit akışının bugünkü değerini düşüren yani şirketin “gerçek değerini” eksilten hareketler sürekli ve kalıcı olursa ileride çok can yakar. Hele bir çok şirket aynı anda ve uzun süreli olarak bunu yaparsa krizler kaçınılmaz olur. 

Siz ne düşünüyorsunuz? Şirketinizde önemli kararlar ileride yaratacağı tahmin edilen serbest nakit akışlarının net bugünkü değerinin pozitif olduğundan emin olunarak mı alınıyor yoksa “başka çare yok yapacağız” diye mi?