Soru: Şirketlerin sosyal sorumlulukları ile etik değerleri arasında ne tür bir ilişki var?


Elbette etik değerleri kurumsallaşmış şirketlerin, sosyal sorumluluk almaları daha kolay oluyor ancak birebir ilişkiden de sözedemeyiz. Etik değerleri yüksek bir çok şirket sosyal konularda bir “çekingenlik” içine girebiliyor. Zülfü yar meselesi… Maalesef teknoloji de şirketlerin etik değerlerini sürekli revize ediyor. Genetik mühendisliğin geldiği noktada bazı kavramları da yeniden tanımlamak veya “sıfırdan” oluşturmak gerekiyor. Örneğin, bio-etik.

Birkaç yıl içinde (belki de şu anda) herhangi bir gelişmiş ülkenin (belki de gizli) bir laboratuvarında “insan kopyalanıyor” ve bu konuda hiçbir etik standart oluşmamış durumda. Bu konuda hiç kimse, General Electric’in başkanı da Arçelik’in Genel Müdürü de “bana ne?” diyemez. İnsanlığın dönüm noktası denebilecek bir konuda tek başımıza fikir ve etik standart oluşturmamız da beklenemez. Ancak sosyal sorumluluk sahibi yöneticiler olarak bizlere düşen toplumun ilgili kurumları ile ilişkimizi ve işbirliğimizi geliştirmek olacaktır.

Soru: Şirketlerin “iyi vatandaş” olmaları için, yöneticilere düşen görevler nelerdir?


İlk başta yöneticilerin bu davaya inanmaları gerekir. “İyi vatandaş” olmaktan keyif almaları gerekir. Bu sorumluluk mecburiyetten veya kendini savunmak için değil girişimcilerin ve üst yönetimin kendini “dünya vatandaşı” olarak görmek istemesiyle yapılır.

Amerika’daki uyuşturucu konusu veya Afrika’daki AIDS probleminin coğrafi olarak “kaplama alanı” dışında kalsa da tehdit olarak çok uzağımızda olduklarını düşünemeyiz. Aynı şekilde denizlerin ve göllerin korunması veya küresel ısınmaya da “bunlar uzmanların işi” diyerek uzak duramayız. Her uluslararası şirketin üst düzey yöneticisi artık bu konuları günlük bazda takip etme ihtiyacı hissediyor. Rekabet ve Globalizasyon bu ihtiyacı hissetmeyenleri cezalandırıyor. Bugün bir çok uluslararası şirket markasının değerlerinden birisini sosyal sorumluluk olarak görüyor. Bununla yerel bazda rekabet edebilmek mümkün mü?

Elbette ki bu tip büyük davaların sadece şirketlerin çabası ile hallolması beklenemez. Sorumluluk sahibi devlet kuruluşları, sivil toplum kuruluşları ve özel şirketler elele vererek ancak bu projele girişebiliyorlar. Yöneticilere düşen, takip etmek, bilinçli olmak ve ihtiyacın farkında olmak.

Üst düzey yöneticiler kendilerini sadece yerel değil global olarak sosyal ve çevre konuları hakkında bilgi sahibi edecek kişi ve kuruluşlara yakın durmalıdırlar. Ülkemizde bir çok şirketin resmi ilişkisi TOBB ve Tüsiad ile sınırlıdır. Bunlar gerekli ancak yeterli değildir. Açılım gerekir.

Soru: Şirketlerin hissedarlarına karşı sorumlulukları ile çevrelerine karşı sorumlulukları çelişmiyor mu?


İlk tahlilde doğru bir tespit gibi gözüküyor. Ancak son 20 yıl içinde gelinen nokta uzun vadeli olarak çevresi ile bütünleşmeye çalışmayan şirketlerin rekabette yara aldıklarını göstermiştir. Çağımızda bunun hissedarlara daha rahat anlatılabilieceğini düşünüyorum. Nasıl bir şirket yarın da var olmak için bugün kar etmek zorundaysa, sosyal sorumluluk da bu boyutta önem kazanmıştır. Şirketler kar’ı hesapladıkları gibi sosyal sorumluluklarını da düşünmek zorundadır. Her ikisi de gelecekte var olup olmayacaklarını eşit derecede etkilemektedir.

Bu noktada iki şeyi birbirine karıştırmamak gerekiyor. Bir şirketin yaptığı iş veya yarattığı değer azalmış olabilir. Bir şirket rekabet koşulları veya teknolojik olarak yenik düşmüş olabilir. Bu durumlar şirketlerin kendilerini yeniden yapılandırmalarını gerektirir. Yeniden yapılandırma çalışmaları da ilk safhada küçülmeyi, işyeri kaptmayı, işçi çıkarmayı gündeme getirebilir. Şirketler ve yöneticiler de “sosyal sorumluluğum var” diyerek bundan kaçamazlar. Sorumluluk ilk başta şirketi yaşatmak ve sağlıklı yaşatmaktır. Ancak, o zaman, o şirket kalıcı ve sürdürülebilir bir sorumluluğun altına girebilir.