İlk tahlilde doğru bir tespit gibi gözüküyor. Ancak son 20 yıl içinde gelinen nokta uzun vadeli olarak çevresi ile bütünleşmeye çalışmayan şirketlerin rekabette yara aldıklarını göstermiştir. Çağımızda bunun hissedarlara daha rahat anlatılabilieceğini düşünüyorum. Nasıl bir şirket yarın da var olmak için bugün kar etmek zorundaysa, sosyal sorumluluk da bu boyutta önem kazanmıştır. Şirketler kar’ı hesapladıkları gibi sosyal sorumluluklarını da düşünmek zorundadır. Her ikisi de gelecekte var olup olmayacaklarını eşit derecede etkilemektedir.
Bu noktada iki şeyi birbirine karıştırmamak gerekiyor. Bir şirketin yaptığı iş veya yarattığı değer azalmış olabilir. Bir şirket rekabet koşulları veya teknolojik olarak yenik düşmüş olabilir. Bu durumlar şirketlerin kendilerini yeniden yapılandırmalarını gerektirir. Yeniden yapılandırma çalışmaları da ilk safhada küçülmeyi, işyeri kaptmayı, işçi çıkarmayı gündeme getirebilir. Şirketler ve yöneticiler de “sosyal sorumluluğum var” diyerek bundan kaçamazlar. Sorumluluk ilk başta şirketi yaşatmak ve sağlıklı yaşatmaktır. Ancak, o zaman, o şirket kalıcı ve sürdürülebilir bir sorumluluğun altına girebilir.